Ofiste ve evde geçirdiğim yoğun günlerin ardından biraz nefes almak için blogumdayım şimdi. Ne yazayım, bugün sizlerle ne paylaşayım diye düşünürken, biraz anılarımı da tazeleyeyim düşüncesiyle bir gezi yazısı olmasını istedim belli bir ara sonrası. E madem gezi yazısı paylaşıyorum; Karadağ-Budva yazımın ardından gezide aynı güne sıkıştırdığımız Kotor'u anlatayım size benim gözümden...
Bak Bakalım Blogumda Var mı?
Gezi-Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi-Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Kasım 2018 Cuma
1 Ekim 2018 Pazartesi
Sihirlimavi Geziyor: Karadağ- Budva (Mayıs-2018)
Geçtiğimiz Mayıs ayında yaptığımız Dubrovnik seyahatimiz sırasında, komşu ülke Karadağ'da bulunan 2 şehri de gezme imkanımız oldu. Dubrovnik ve Cavtat gezimizi, yaşadığımız keyfi de hissettirmeye çalışarak sizlerle paylaşmıştım.
Araya daha fazla yayın girmeden; hem de daha önce belirttiğim gibi, Yugoslavya'nın bölünerek 7 ayrı ülkeye ayrılması ve bu ülkelerden gezdiğim şehirlerini de sizlerle paylaşma sözümü tutarak, bugün "Karadağ'ın Miamisi" olarak adlandırılan turizm kenti Budva anılarımı yazmaya başlıyorum.
Araya daha fazla yayın girmeden; hem de daha önce belirttiğim gibi, Yugoslavya'nın bölünerek 7 ayrı ülkeye ayrılması ve bu ülkelerden gezdiğim şehirlerini de sizlerle paylaşma sözümü tutarak, bugün "Karadağ'ın Miamisi" olarak adlandırılan turizm kenti Budva anılarımı yazmaya başlıyorum.
31 Mayıs 2018 Perşembe
Sihirlimavi Geziyor: Dubrovnik -2 ve Cavtat Adası (Mayıs-2018)
Geçen hafta paylaştığım Dubrovnik yazımın 1. bölümü, sizler tarafından çok beğenilince 2. bölümünü daha bir heyecanla yazmaya başlıyorum şimdi. Bu durum, bundan sonra minik minik aralarla mutlaka yeni bir gezi yazısı yazmam için çok çok önemli bir vesile oldu.
Mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz 3 günlük seyahatimizde, 2inci günümüzü Karadağ'ın 2 şehrini gezmeyi tercih ettik. 3üncü günümüzde dönüşümüz akşam saatlerinde olacağından Dubrovnik'te geçirdiğimiz ilk günde gezdiğimiz yerlerin üzerinden bir kez daha geçmemizin yanısıra, şehirde bulunan müzeler ve şehre yakın bir noktada bulunan Cavtat Adası'nı da ziyaret ettik. Gelelim detaylara...
24 Mayıs 2018 Perşembe
Sihirlimavi Geziyor: Dubrovnik-1 (Mayıs-2018)
Gezmeyi seven bir aile olarak, elimizden geldiğince seyahat edip yeni yerler görmeyi, yeni kültürler tanımayı, anı yaşamayı ve en önemlisi anı biriktirmeyi çok seviyoruz. Geri dönerken uçakta elimdeki notlarıma bakıp, "Bunları mutlaka blogumda paylaşmalıyım" desem de bir türlü bu fikrimi hayata geçiremiyorum son dönemlerde. Buna bir dur demenin vakti, çoktan gelmiş geçiyorken son gezimizden anılarımızı paylaşmak üzere klavye başına geçtim ve harıl harıl anlatmaya başlıyorum şimdi :)
Osmanlı Devleti'nden ayrılarak bağımsızlığını ilan eden, ancak 90'lı yıllarda dağılmaya başlayan Yugoslavya'nın, şimdilerde 7 ülkeye bölündüğünü hepimiz biliyoruz. Ve uzun zaman sonra paylaşıma başlamışken, ayrılan 7 ülkenin bazı şehirlerini de gezdiğime göre eski Yugoslavya'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş bu ülkelerden başlamalıyım diye düşündüm.
7 Mart 2017 Salı
En İyi Moda Haberleri En İyi Elle'de...
Biz kadınların olmazsa olmazlarından biri de moda ve trendler. "Bu yılın modası nedir?" "Hangi renkler revaçta?" "Saç ve makyajla ilgili ipuçları nelerdir?"...
Bu ve bunun gibi tüm soruların cevabı Elle dergisinde. Yaşamımızı kolaylaştıran, merak ettiklerimizi en doğru ve hızlı bir şekilde sunan modayla ilgili en kaliteli dergi.
Etiketler:
Alışveriş,
Cilt Bakımı,
Doğadan Gelen Güzellik,
El ve Tırnak Bakımı,
Gezi-Seyahat,
Kitap,
Kombin Ayrıntıları,
Makyaj-Kozmetik,
Marka Kampanyaları,
Parfüm-Sprey-Deodorant,
Saç Bakımı,
Sağlık
14 Ekim 2016 Cuma
Tatilde Yanımda Neler Götürdüm...
Her ne kadar blogumda sizlerle paylaşamasam da sıklıkla seyahat ediyorum.(Yazar burada hayıflanmakta ve artık en kısa sürede gezi yazılarını sizlerle paylaşacağına kendi kendine söz vermektedir.)
Daha çok eşimle çıktığımız birkaç günlük seyahatlerde yanımıza aldığımız tek şey; birer sırt çantası. Valiz taşıyarak hem yükümüzü artırmak hem de bagaj beklemek istemiyoruz. Amacımız; yeni yerler görmek; hamallık yapmak değil. Bu nedenle sırt çantası içerisinde birkaç parça kıyafet, şarj aleti ve tabii küçük bir makyaj çantası yetiyor da artıyor bile.
Genel olarak makyaj çantam da aynı zihniyette hazırlanmış. Genel olarak numune ve ebat olarak küçük parçalar, makyaj çantamın temelini oluşturuyor.
O halde, Tallin-Helsinki seyahatimle ilgili yazmaya başlamadan önce makyaj çantamı kurcalayalım.
Daha çok eşimle çıktığımız birkaç günlük seyahatlerde yanımıza aldığımız tek şey; birer sırt çantası. Valiz taşıyarak hem yükümüzü artırmak hem de bagaj beklemek istemiyoruz. Amacımız; yeni yerler görmek; hamallık yapmak değil. Bu nedenle sırt çantası içerisinde birkaç parça kıyafet, şarj aleti ve tabii küçük bir makyaj çantası yetiyor da artıyor bile.
Genel olarak makyaj çantam da aynı zihniyette hazırlanmış. Genel olarak numune ve ebat olarak küçük parçalar, makyaj çantamın temelini oluşturuyor.
O halde, Tallin-Helsinki seyahatimle ilgili yazmaya başlamadan önce makyaj çantamı kurcalayalım.
30 Mayıs 2016 Pazartesi
Medeniyetin Besigi: Hatay
Gezmeyi seven bir aile olarak, mümkün olduğunca fırsatları değerlendirerek yurtiçine ya da yurtdışına seyahatler gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz ay gerçekleştirdiğimiz gezimizin durağı ise, daha çok gastronomik anlamda merak ettiğimiz ve "Medeniyetlerin Beşiği" olarak adlandırılan Hatay'dı.
26 Nisan 2015 Pazar
Yurtdışı Kozmetik Alışverişim
Geçtiğimiz hafta, eşimle kısa bir kaçamak yapalım düşüncesiyle, rotamızı Almanya'ya çevirdik. 2 günlük Köln ve Bonn izlenimlerimi ayrıca bir postta yayınlıycam. Bu yazımda oralardan neler almışım, onu paylaşmak istiyorum sizlerle.
Özellikle, sevgili Viva Makyaj'ın önerilerini de dikkate alarak, gitmeden önce bir "Alınacaklar Listesi" oluşturmuştum. Almanya'da yer alan Rossman ve DM Market gibi drugstore mağazalarının yanısıra KIKO mağazasını da didik didik ettim.
Özellikle, sevgili Viva Makyaj'ın önerilerini de dikkate alarak, gitmeden önce bir "Alınacaklar Listesi" oluşturmuştum. Almanya'da yer alan Rossman ve DM Market gibi drugstore mağazalarının yanısıra KIKO mağazasını da didik didik ettim.
Etiketler:
Alışveriş,
Gezi-Seyahat,
Makyaj-Kozmetik,
Oje
28 Mart 2015 Cumartesi
Gaziantep Gezisi...
Yaklaşık 70 dk. süren uçak yolculuğunun ardından vardığımız şehirde, bagajımız olmadığı için otele gitmeden şehri gezmeye başladık hemen. İlk durağımız; dünyanın 1 numaralı mozaik müzesi olan Zeugma.
4 Kasım 2013 Pazartesi
Tatile Çıkarken Yanımda Ne Götürüyorum?
Çok uzun zamandır yazmam istediğim bir yazıydı, ama bir türlü hazırlayamadım. Ya acilen tatile çıktık, ya ürünleri fotoğraflamaya vakit/fırsat bulamadım, derken son İzmir çıkarmamızda artık şu yazıyı yazmalıyım düşüncesiyle hemen fotoğrafı hazır ettim.
Tatile çıkarken hem ben, hem de eşim ağır valiz taşımak istemiyoruz. Maksadımız; gezmek, eğlenmek, yeni yerler görmek ve yeni tatlar denemek; valiz hamallığı yapmak değil. O nedenle birkaç parça kıyafet, fotoğraf makinası, şarj aletleri, demirbaşımız oluyor. Bunun yanısıra küçük bir makyaj çantası da tam anlamıyla kurtarıcım oluyor.
İşte makyaj çantamın içindekiler:
1- Lens Solüsyonu: Çantamın olmazsa olmazı. Deneme boyu solüsyon şişesine dolduruyorum, hem küçük ambalajıyla yer kaplamıyor hem de kurtarıcım oluyor. Bu arada lens kabını çekmeyi unutmuşum, o da var :)
2- Fondöten: Fondötensiz asla diyenlerdenim. O yüzden Avon markasına ait bu küçük numuneler acayip işimi görüyor. Bunlar bittiğinde de yine büyük boy ürün kullanmamak için küçük seyahat kaplarına koyuyorum fondötenimi.
3- Safran Çiçeği Kolonyası: Ben bu kolonyayı ne zaman sürsem "Parfümünün markası ne?" sorusunu duyuyorum. Muhteşem bir koku, ağır olmaması nedeniyle Gökçe de rahatsız olmuyor, ambalajı da ufak ;)
4- Avon-Hijyenik Temizleme Mendili: Her daim çantamda bulunur. Özellikle seyahatlerde vazgeçilmezim. Sürekli stoklarım.
5- Diş Macunu: Düzenli olarak diş fırçalayan biri için şart. Bu arada diş fırçamı fotoğrafa koymayı unutmuşum :)
6- Gündüz, Gece ve Göz Kremleri: Ya küçük pakettedir ya da küçük ambalajlı numunelerdir. Asla orjinal boylarını taşımam.
7- Rujlar: "Hadi Bit Kutusu" projemdeki Flormar ruju ve yine Avon markasına ait numune rujlarımı eksik etmem.
8- Cilt Temizleyicisi: Rujun yanında gördüğünüz küçük ambalaj boy içerisinde taşırım mutlaka.
9- Güneş Kremleri: Bioderma sağolsun, bir sürü numunesi vardı. Bitmek üzereler...
10- Allık-Göz Farı: Önceden bunları ayrı ürünler alırdım ama Pastel'in bu 3'ü Bir Arada ürünü çok işimi görüyor. Yazısı .burada
11- Maskara: Bunun numune boyunu kullanmaya gerek yok. Lancome maskaram süper süper...
12- Kalemler: Göz ve kaş kalemlerim. Kaş için Golden Rose, gözlerim için Alix Avien ve postunu hazırlayamadığım Estee Lauder siyah göz kalemlerim.
13- Ve son olarak, çantamın diğer demirbaşları; allık ve ruj fırçalarım.
İşte, bunların hepsini makyaj çantama sığdırıp doooğru tatileeee :))
Tatile çıkarken hem ben, hem de eşim ağır valiz taşımak istemiyoruz. Maksadımız; gezmek, eğlenmek, yeni yerler görmek ve yeni tatlar denemek; valiz hamallığı yapmak değil. O nedenle birkaç parça kıyafet, fotoğraf makinası, şarj aletleri, demirbaşımız oluyor. Bunun yanısıra küçük bir makyaj çantası da tam anlamıyla kurtarıcım oluyor.
İşte makyaj çantamın içindekiler:
1- Lens Solüsyonu: Çantamın olmazsa olmazı. Deneme boyu solüsyon şişesine dolduruyorum, hem küçük ambalajıyla yer kaplamıyor hem de kurtarıcım oluyor. Bu arada lens kabını çekmeyi unutmuşum, o da var :)
2- Fondöten: Fondötensiz asla diyenlerdenim. O yüzden Avon markasına ait bu küçük numuneler acayip işimi görüyor. Bunlar bittiğinde de yine büyük boy ürün kullanmamak için küçük seyahat kaplarına koyuyorum fondötenimi.
3- Safran Çiçeği Kolonyası: Ben bu kolonyayı ne zaman sürsem "Parfümünün markası ne?" sorusunu duyuyorum. Muhteşem bir koku, ağır olmaması nedeniyle Gökçe de rahatsız olmuyor, ambalajı da ufak ;)
4- Avon-Hijyenik Temizleme Mendili: Her daim çantamda bulunur. Özellikle seyahatlerde vazgeçilmezim. Sürekli stoklarım.
5- Diş Macunu: Düzenli olarak diş fırçalayan biri için şart. Bu arada diş fırçamı fotoğrafa koymayı unutmuşum :)
6- Gündüz, Gece ve Göz Kremleri: Ya küçük pakettedir ya da küçük ambalajlı numunelerdir. Asla orjinal boylarını taşımam.
7- Rujlar: "Hadi Bit Kutusu" projemdeki Flormar ruju ve yine Avon markasına ait numune rujlarımı eksik etmem.
8- Cilt Temizleyicisi: Rujun yanında gördüğünüz küçük ambalaj boy içerisinde taşırım mutlaka.
9- Güneş Kremleri: Bioderma sağolsun, bir sürü numunesi vardı. Bitmek üzereler...
10- Allık-Göz Farı: Önceden bunları ayrı ürünler alırdım ama Pastel'in bu 3'ü Bir Arada ürünü çok işimi görüyor. Yazısı .burada
11- Maskara: Bunun numune boyunu kullanmaya gerek yok. Lancome maskaram süper süper...
12- Kalemler: Göz ve kaş kalemlerim. Kaş için Golden Rose, gözlerim için Alix Avien ve postunu hazırlayamadığım Estee Lauder siyah göz kalemlerim.
13- Ve son olarak, çantamın diğer demirbaşları; allık ve ruj fırçalarım.
İşte, bunların hepsini makyaj çantama sığdırıp doooğru tatileeee :))
1 Haziran 2012 Cuma
Bye Bye Time
Veee "mavi" yine yollara düşer...
Bu defa Benelux turu için yol arkadaşım-can yoldaşım-kocacım, valizim ve fotoğraf makinemle hazırız. Döndüğümde paylaşımlarımla burada olucam.
Görüşmek üzere...
Bu defa Benelux turu için yol arkadaşım-can yoldaşım-kocacım, valizim ve fotoğraf makinemle hazırız. Döndüğümde paylaşımlarımla burada olucam.
Görüşmek üzere...
* Dipnot: Fotoğraf, internetten alıntıdır.
29 Kasım 2011 Salı
Fransa-İtalya Turu- 4. Gün: Cenova-Portofino
4. ve son günümüzde Fransa topraklarından İtalya topraklarına doğru dönüş yapıyoruz. İtalya ve Fransa arasında sınır yok gibi sanki, bir trenle, otobüsle ya da özel aracınla istediğin gibi geçiş yapabiliyorsun. Bi oradasın bi burada, çok kolay; pasaport yok, sınır yok, güvenlik araştırması yok, acayip! Herneyse...
Sabah erkenden yola çıkıp İtalya'nın Cenova kentine varıyoruz. Rehberimiz, bu şehir için çok fazla vakit ayırmamış ama biz yine rehbere bağlı kalmadan kendimiz, haritamızda belirlediğimiz yerleri görmeye çalışıyoruz.
Cenova da İtalya'nın deniz kenarında bulunan şehirlerinden biri. Akdeniz'in sıcaklığı şehirde yaşayanlara da yansımış, gayet sıcak, samimi. :) İtalyanların bir özelliği; İngilizce konuşuyorsun, İtalyanca cevap veriyor ama beden dilinden ne dediğini anlayabiliyorsun :)
Ferrari Meydanı'ndayız. Etrafta bir tane bile yeni bina yok. İtalyanların başka bir özelliği de bu; yeniyi sevmiyorlar. Eskiyi düzenleyip, tamir edip kullanmaya devam ediyorlar. Belki de bu yüzden yaşanmışların da etkisiyle daha bir kıymetli bugüne kadar dimdik ayakta duran binalar, ağaçlar vs.
Beyaz şarap ve balık harika! Deniz huzur verici. Burada sadece ve sadece dinlenilir ;)
Sabah erkenden yola çıkıp İtalya'nın Cenova kentine varıyoruz. Rehberimiz, bu şehir için çok fazla vakit ayırmamış ama biz yine rehbere bağlı kalmadan kendimiz, haritamızda belirlediğimiz yerleri görmeye çalışıyoruz.
Cenova da İtalya'nın deniz kenarında bulunan şehirlerinden biri. Akdeniz'in sıcaklığı şehirde yaşayanlara da yansımış, gayet sıcak, samimi. :) İtalyanların bir özelliği; İngilizce konuşuyorsun, İtalyanca cevap veriyor ama beden dilinden ne dediğini anlayabiliyorsun :)
Ferrari Meydanı'ndayız. Etrafta bir tane bile yeni bina yok. İtalyanların başka bir özelliği de bu; yeniyi sevmiyorlar. Eskiyi düzenleyip, tamir edip kullanmaya devam ediyorlar. Belki de bu yüzden yaşanmışların da etkisiyle daha bir kıymetli bugüne kadar dimdik ayakta duran binalar, ağaçlar vs.
Yine meşhur dar sokaklardan geçerek limana varıyoruz. Amacımız 1492 filmine özel yapılan Cristof Colomb'un Amerika'yı keşfettiği gemiyi ve limanı görmek.
Ardından yine yol kenarında bulunan ve bir dönem saray olarak kullanılan binayı görmeye gidiyoruz.
Adamların metro girişine bakın: Eskiyi yıkmak, kırmak, dökmek yok.
Cenova şehir merkezinde göreceğimiz son yer; Arnavut kaldırımlarıyla bezeli, küçük dükkanların bulunduğu çok şirin bir sokak olan Garibaldi Sokağı. Ne yazık ki bunlarla ilgili fotoğraf yayınlayamıyorum, bilgisayarımda bulamadım çünkü :(
Kısıtlı vaktimizi maksimum düzeyde kullanarak kendi Cenova gezimizi tamamladıktan sonra minicik, küçücük ama çoook şirin bir yer alan Portofino'ya başlıyor yolculuğumuz.
Burası aynı Amasra gibi, küçük, şirin bir kasaba.
Beyaz şarap ve balık harika! Deniz huzur verici. Burada sadece ve sadece dinlenilir ;)
Akşam mı? Uçağımız Milano'daki havaalanından kalkacağı için Milano'ya geri döndük. Yoğun sis nedeniyle akşam 8'de bineceğimiz uçağa ertesi gün öğlen 12'de binebildik. Yorgunluğun üzerine bu hiç iyi gitmedi ama dizinin başında belirttiğim gibi olumlu düşünerek ve güzel günlerimizi düşünerek sıkıntıyı çabuk atlattık içimizde. Herşey her zaman güzel olacak değil ya! Zorlukların üstesinden gelebilmek önemli değil mi? Ben ve eşim gibi herşeye rağmen harika bir tatildi. Yeni rotamız mı? Kısmet...
28 Kasım 2011 Pazartesi
Fransa-İtalya Turu- 3. Gün: St. Paul- Monaco Prensliği
Kahvaltının ardından nette fotoğraflarını görüp çok beğeneceğimi tahmin ettiğim Nice'ye yaklaşık 40 km. uzaklıkta bulunan St. Paul'e doğru yola çıkıyoruz. Ünlülerin villalarının bulunduğu, daracık sokakları, taş evlerden oluşan ve özgünlüğünü koruyabilmiş tam bir Ortaçağ kasabası.
Dakika bir, gol bir: Aşağıda gördüğünüz küçük cafe bir zamanlar şapelmiş. Allah'ım şirinliğe bak, daha şehre girmedik bile...
Ayıla bayıla yediğimiz şeker ve çikolataların satıldığı, oyuncakçı dükkanı gibi canlı ve neşeli, o bölgedeki tek çikolata mağazası.
Kapı kollarına dikkat! Burası Fransa ;)
Bu da süper şirin birşey :) Bunu, birkaç evin kapısında daha gördüm.
Monaco Prensliği. Saray, önceden halkın ziyaretine açıkmış, ancak şu an girilemiyor. Fakat, içerisinin gayet lüks olduğu biliniyor.
Yine dar sokaklar ve birbirlerine bakışan hediyelik eşya satışı yapan dükkanlar.
Prenslik hanedanının düğün törenleri burada yapılıyormuş. İçerisi de hakikaten muhteşem...
Tepeden deniz kenarına doğru iniyoruz. Marina süper...
Ünlü aktrist Grace Kelly'nin hemen her yerde fotoğrafları var. Halk, hala aktristi unutmamış.
Formula 1 yarışları burada yapılıyor, hatırlıyorsunuz değil mi?
Deniz kenarındaki Lunapark'ta eğlenmek isteyen?
İspanya'dan bildiğimiz Churros. Bizim halka tatlısının şerbete batırılmamış, hamur hali. Yanındaki nutella ile muhteşem oluyor.
Aşağıdaki fotoğraf, Monte Carlo'daki meşhur kumarhanelerden sadece bir örnek. Gayet lüks, pahalı, oyun oynamaya gelen insanlar kravatlı, takım elbiseli, hanımlar gayet bakımlı. Tabii ki turistler de bu koşullara uyarak oyun oynayabilir, burada giriş ücretli. Ya da turistlerin daha çok tercih ettiği kollu makinelerde ufak çaplı kumar oynayabilirsiniz. Keyifli!
Dakika bir, gol bir: Aşağıda gördüğünüz küçük cafe bir zamanlar şapelmiş. Allah'ım şirinliğe bak, daha şehre girmedik bile...
Yine daracık sokaklar, dükkanların neredeyse tamamı sanat galerisi...
Ayıla bayıla yediğimiz şeker ve çikolataların satıldığı, oyuncakçı dükkanı gibi canlı ve neşeli, o bölgedeki tek çikolata mağazası.
Kapı kollarına dikkat! Burası Fransa ;)
Bu da süper şirin birşey :) Bunu, birkaç evin kapısında daha gördüm.
St. Paul gezimizin ardından, kasabaya 10 dk. uzaklıktaki Vence kasabasına da uğradık ama kayda değer hiçbirşey olmadığı için otobüsle tekrar Nice'ye döndük. Hedefimiz Monaco Prensliği. Etrafı dağlarla çevrili ve denize kıyısı olan görülesi, hatta cebinde bol bol para ile gelinesi, ünlülerin ve zenginlerin mekanı Monaco.
Monaco Prensliği. Saray, önceden halkın ziyaretine açıkmış, ancak şu an girilemiyor. Fakat, içerisinin gayet lüks olduğu biliniyor.
Yine dar sokaklar ve birbirlerine bakışan hediyelik eşya satışı yapan dükkanlar.
Prenslik hanedanının düğün törenleri burada yapılıyormuş. İçerisi de hakikaten muhteşem...
Tepeden deniz kenarına doğru iniyoruz. Marina süper...
Ünlü aktrist Grace Kelly'nin hemen her yerde fotoğrafları var. Halk, hala aktristi unutmamış.
Formula 1 yarışları burada yapılıyor, hatırlıyorsunuz değil mi?
Deniz kenarındaki Lunapark'ta eğlenmek isteyen?
İspanya'dan bildiğimiz Churros. Bizim halka tatlısının şerbete batırılmamış, hamur hali. Yanındaki nutella ile muhteşem oluyor.
Aşağıdaki fotoğraf, Monte Carlo'daki meşhur kumarhanelerden sadece bir örnek. Gayet lüks, pahalı, oyun oynamaya gelen insanlar kravatlı, takım elbiseli, hanımlar gayet bakımlı. Tabii ki turistler de bu koşullara uyarak oyun oynayabilir, burada giriş ücretli. Ya da turistlerin daha çok tercih ettiği kollu makinelerde ufak çaplı kumar oynayabilirsiniz. Keyifli!
Yarın, son durağımız Portofino ve Milano'dan dönüş yapıcaz...
25 Kasım 2011 Cuma
Fransa-İtalya Turu- 2. Gün: Grasse- Cannes- Nice
2. gün sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra Fransa'da parfümün doğduğu yer olan Grasse'ye doğru yola çıkıyoruz. Bu arada, Fransa'nın bu bölgesinde (Cote D'Azur) mi, yoksa tüm Fransa'da mı tam olarak bilemiyorum ama otobüs ücretleri çok uygun, tek kişilik gidiş bileti 1 Euro.
Grasse'nin kendi gibi küçücük bir istasyonu var ve yürüyerek her yere gidebiliyorsunuz.
Bu da fabrikanın hemen köşesine kondurulmuş büst. Eskiden parfümler sokaklarda bu amcalar tarafından satılıyormuş ya.
Grasse'nin kendi gibi küçücük bir istasyonu var ve yürüyerek her yere gidebiliyorsunuz.
Küçük bir çarşıdan geçtikten sonra 3 büyük parfüm fabrikasından Fragonard'ın müzesi ve satış mağazasına geçiyoruz. Müzede fotoğraf çekmek(nedense) yasak. Biz de fabrikayı geziyoruz.
Parfümlerin yapıldığı daha yakın zamanlarda kullanılan koca kazanlar. Müzedekiler, tam da belirtildiği gibiydi: "Müzelik" :)Bu da fabrikanın hemen köşesine kondurulmuş büst. Eskiden parfümler sokaklarda bu amcalar tarafından satılıyormuş ya.
Bu da fabrikanın içindeki harita. Türkiye'den gül ithal ediyorlarmış. Eee, Isparta gülümüz meşhurdur.
Buradan biraz alışveriş yaptıktan sonra(ki onlar için ayrıca post geliyor) Cannes'e gitmek için Nice'ye geri dönüyoruz. Bilet ücreti yine 1 Euro. Fiyatları neden söylüyorum; buralara sevgili rehberimiz ve tabii ki tüm rehberler yüksek ekstra ücret istiyorlar. Cannes 45 Eroydu mesela.
Birkaç saatlik yolculuğun ardından meşhur film festivalinin yapıldığı Cannes'teyiz. Yol boyunca bir yanımızda palmiyeler ve lüks oteller, diğer yanda ise muhteşem, süper, harika Akdeniz...
Arkamda, yere serilip güneşlenen amcayı gördünüz mü? Denizde yüzen ve sörf yapanları mı ararsınız, böyle sereserpe güneşlenenleri mi? Onları görünce ben de ısınıverdim birdenbire, çıkardım üstümü başımı :)
Festivalin yapıldığı binayı hiç böyle düşünmemiştim açıkçası. Ünü gibi şaşaalı bişiy bekliyordum.
Ünlülerin el izlerinden. Hatunun tırnakları bile çıkmış :)
Peki ya Whoopi'ye ne demeli? Hatunun parmak izleri bile çıkmış yahu!
Johnny Depp'i aradım ama bulamadım. Hastasıyım efenim, hastasıyım...
(Bu arada kırmızı halıdaki fotoğrafımı da bulamadım, böhü...)
Afilli otobüs durağı görmek isteyen?
Sean Penn'in de hastasıyım :)
Ve bu da afilli otobüs garı.
Gördüğünüz gibi şehrimiz lüks efenim, şehir zengin. Buraya yazın gel, tatil yap, Akdeniz'in sularına bir de burada bırak kendini, ye-iç-alışveriş yap-bol bol harca, gel ;)
Akşam tekrar Nice'ye dönüyoruz. Nice akşamı da çok keyifli...
Önce şehir meydanına gidelim. Akşamı ışıl ışıl ve kalabalık. Her yer cafe ve mağazalarla dolu. Ünlü fıskiyesiyle Plaze Massena.
Dikkat ettiniz mi, kaldırım yok.
Bundan sonra fotoğraf çekmemişiz. Acıktık, yorulduk, biraz dinlenme ve ardından yine alışveriş zamanı. Dediğim gibi; yol boyunca küçük dükkanlar, cafeler, mağazalar, dar sokaklar, yolun benim yüzüme dönük olan kısmından itibaren de Nice sahil şeridine doğru yol alabilirsiniz.
Bir sonraki gün St. Paul, Monaco bizi bekliyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









