Bak Bakalım Blogumda Var mı?

Sinema-DVD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema-DVD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2018 Pazar

İzledim: Müslüm

Hayat, her anlamda sürprizlerle dolu...

Milyonları peşinden sürükleyen ve çok farklı bir hayran kitlesine sahip; aynı zamanda (birkaç şarkı dışında) hiç de sevmediğim bir müzik türü olan arabesk müziğin önde gelen isimlerinden Müslüm Gürses'i, filmini izledikten sonra tanımak, "Sezar'ı hakkını Sezar'a teslim etmek" oldu. Anladım ki, O'nun müziği; yaşadıklarının meyvesiymiş...

7 Nisan 2018 Cumartesi

İzledim: Ailecek Şaşkınız

Aslında yaklaşık 3 hafta kadar önce izlediğim bir filme dair yorumlarımla, hepinize mutlu haftasonları.

En son film yorumumun üzerinden 1 yıl geçmiş. Bu da demek oluyor ki, evde çocuk varsa filmi sinemada izlemek gerçekten bir lüks halini almış. Ve ne tesadüftür ki, bloğumda yorumladığım son film; yine Ahmet Kural ve Murat Cemşir ikilisinin filmi olan Çalgı Çengi İkimiz.

24 Şubat 2017 Cuma

İzledim: Çalgı Çengi İkimiz

Bugün, haftanın son günü. Benim gibi birçoğumuzun iple çektiği hafta sonunu da eklersek sinema keyfi planları yapılmaya başlanmış olabilir. Bu aralar vizyonda birçok film var. Özellikle yerli film meraklısıysanız, geçen hafta izlediğim "Çalgı Çengi İkimiz" hakkındaki yorumlarım ilginizi çekecektir.
*Afiş, internetten alıntıdır.

25 Kasım 2016 Cuma

İzledim: Geliş(Arrival)

Bugün ya da hafta sonu sinemaya gitmeyi planlayanlar için birkaç gün önce izlediğim "Geliş" filmi hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum bugün.

31 Temmuz 2015 Cuma

İzledim: Ant-Man

Günün 2. yazısı, geçtiğimiz hafta izlediğim, yarı aksiyon, yarı bilimkurgu bir film olan Ant-Man hakkında.


25 Nisan 2015 Cumartesi

Sinema: Son Mektup



Pazar gününü sinemada film izleyerek geçirmek isteyenlere, hala vizyondayken yorumlamak istediğim bir filmle merhaba diyeyim...


12 Nisan 2015 Pazar

Sinema: Kocan Kadar Konuş

 

Geçtiğimiz hafta TBS lansmanı sonrası eşimle buluşarak sinemaya gitme planımızı hayata geçirdik. Tercihimiz, Çanakkale Savaşı'nın anlatıldığı Son Mektup olacaktı ama lansmandaki ekipten bu filmin güzel olmadığı, "Kocan Kadar Konuş" filminin ise eğlenceli ve izlenebilir olduğu bilgisini alınca film tercihimizi değiştirdik.

15 Mart 2015 Pazar

3 Film 3 Yorum (Sevimli Tehlikeli- Bana Masal Anlatma- 8 Saniye)

Hafta sonu yapılacak en güzel aktivitelerden biri de sinema. Gökçe'nin doğumundan sonra bayağı bir kestik ayağımızı sosyal aktivitelerden ama yavaş yavaş eski alışkanlıklarımıza dönüş yapıyoruz. Biraz daha büyüdüğü ve anneannesinde de kendisini rahat hissettiği için, enerji depolamak adına biz de arada böyle kaçamaklar yapıyoruz.

Son 1 ay içerisinde izlediğimiz 3 sinema filmi hakkında yorumlarıma yer vericem bugün. Hala vizyonda olan bu filmleri izlemek isteyenler için yorumlarım önemli olabilir.

1- Sevimli Tehlikeli: Özcan Deniz'in yazıp yönettiği film, sinemada eleştirileri okumadan izlemeye karar verdiğimiz bir film oldu. Senaryo anlamında özellikle Hint filmlerinden, Cindirella ve Robin Hood gibi masallardan etkilenerek yazılmış, fakat çok eğlenceli bir romantik-macera filmi olmuş. Özellikle filmin jeneriği muhteşem. Film, başlar başlamaz hem müziğiyle hem akışıyla sizi bir anda kendisine çekiyor.

Kesinlikle sıkılmadan izleyeceğiniz genel anlamda boş; ama hoş bir aşk-macera filmi. Mekan seçimleri, müzik gayet başarılı. Esas kızın performansını beğenmesem de filme ve esas oğlanın oyunculuğuna kaptırın kendinizi, eğlenin biraz ;)


30 Ocak 2015 Cuma

İzledim: Son Umut

Geçtiğimiz hafta, kardeşimin sürpriziyle merak ettiğimiz Son Umut filmini izledik.

Yaklaşık 1 ay önce vizyona giren filmde,  Avusturalyalı bir çiftçi, 3 oğlunu birden Çanakkale Savaşı'na gönderir. Savaş bitiminde, oğulları hala dönmeyince, İstanbul'a gelerek oğullarını aramaya başlar.

Ünlü oyuncu ve aynı zamanda filmin yönetmeni olan Russell Crowe'yi, bu filmi, konusu savaş olmasına rağmen herhangi bir tarafın zaferiymiş gibi göstermemesi, tarafsız ve önyargısız bir bakışla değerlendirme çabası ve iyi oyunculuğu nedeniyle başarılı buldum. Ayrıca, dönem Türkiye'sini de filme iyi yansıttığını düşünüyorum.

Filmde Türk oyuncu olarak boy gösteren Yılmaz Erdoğan'ı her zamanki gibi iyi performansıyla başarılı olarak değerlendiriyorum. Cem Yılmaz'ı ise, yine şakacı ve yer yer esprili bir asker karakterine büründürmek kimin fikri ve neden böyle bir rol giydirilmiş soruları kafamda. Sonuçta Cem Yılmaz çok da iyi bir dram oyuncusu olur. Bir de filme, Av Mevsimi'nde Cem Yılmaz'ın "Hayde" türküsünü söylediği bir sahne vardı, hatırlarsanız. Bu filmde de benzer olarak, Cem Yılmaz, "Hey Onbeşli" türküsünü söylüyor. Muhtemelen Russell Crowe'ye öneri olarak gitmiştir bu sahne ama daha önce de izlediğim için bu sahnenin filme orjinallik katmadığını düşünüyorum.

Bazı gereksiz sahnelerin daha varlığını belirtmem gerek. Eşini, savaşta kaybeden Türk kadını olarak oynayan Olga Kurylenko'nun ve kaynını oynayan yabancı oyuncunun performanslarını hiç beğenmedim. İnanılmaz iticiydiler.

Bakış açısı, kostümleri, kurgusu ve konusuyla genel olarak başarılı bulduğum filmi, izlemek için hala geç kalmış sayılmazsınız.


*Afiş, internetten alıntıdır.

18 Kasım 2014 Salı

Sinema: Pek Yakında

Vizyona girdiğinde "Aman gitmeyin, hiç komik değil, boşu boşuna para vermeyin" denilen Cem Yılmaz'ın "Pek Yakında" filmine gittik birkaç hafta önce.


Cem Yılmaz'ın, filmin, komedi filmi olmadığını belirtmesine rağmen hala "Komik değildi" yorumu yapanlar, pek tabii memnun kalmamışlardır filmden. Fakat, bana soracak olursanız; Cem Yılmaz, bence en en en güzel filmini yapmış.

Korsan DVD'cilik yaparak para kazanan ve hayatta pek de dikiş tutturamamış Zafer'in, karısı kendisinden ayrılmak istediğinde, karısından son bir şans isteyerek değiştiğini gösterme çabalarının anlatıldığı filmde, Zafer bunu 1970'lerden kalma bir senaryo olan "Şahikalar" filmini çekerek kanıtlamak istiyor. Tabii, her işte olduğu gibi bu işe başladığında da birçok şeyi eline yüzüne bulaştırıyor.

Herşeyden önce filmi müthiş samimi buldum. Karakterler çok bizdendi ve bazı olayların çok yaşanmışlığı vardı. Zafer'in, film çekme çabaları sırasında yaşanan olaylar içerisinde gerçekten çok komik sahneler de vardı, hüzünlü sahneler de. Olaylar, gayet güzel kurgulanmıştı ve film; beni ve salondakileri, kendisinden asla koparmadan sonuna kadar izletmeyi başardı.

Eşkıya, Herşey Çok Güzel Olacak filmlerine ve çoook sevdiğim Sadri Alışık'a da "selam"lar gönderilmesi, filmi bence daha özel kılıyor. Ayrıca çok ince ve zekice yapılan espriler de filmin başarısını artırıyor.

Filmin olumsuz yönü ise, filmde çok fazla ürün yerleştirme yapılması oldu. Markaların logo ve reklamları bazı sahnelerde çok belirgindi. O kadar kusur kadı kızında da olur dedim, geçtim.

Sıcak, samimi ve "bizden" bir film izlemek isteyenlere kesinlikle tavsiyemdir...

Dipnot: Fotoğraf, internetten alıntıdır.



19 Ekim 2014 Pazar

Hafta Sonu Keyfi: Kayıp Kız

Özellikle de Pazar günleri ve soğuk Ankara'da hafta sonu keyfi en güzel; sinemada yaşanıyor. Hele bir de bizim gibi çocuk sahibiyseniz, filmi sinemada izlemek, ayrı bir lüks ve keyif oluyor.

Geçtiğimiz hafta, Gökçe'yi ananeye bırakarak kaçamak yaptık. Aklımıza ilk gelense sinema oldu tabii. Tercihimiz olan filmse henüz vizyona giren "Kayıp Kız" dı.

Kayıp Kız


Evliliklerinin 5. yıldönümünde eve döndüğünde karısını bulamayan ve salonda boğuşma ile kan izlerine rastlayan Nick, hemen polisi arıyor ve karısına ne olduğunu araştırmaya başlıyor.Ardından psikolojik gerilimin doruğunda film, resmen akıyor ve sizi de içine alarak heyecanlı bir maceraya itiyor.

3 ayrı bölüme ayırabileceğiniz film, her bölümüyle, her anıyla sizi kendine çekiyor ve sadece ona odaklanıyorsunuz. Öyle ki, filmi izlerken aklınızdan başka birşeyin geçmesi gerçekten imkansız. Birşeyi kaçırmamak, sonrasını merak etmek, olay/konu hakkında fikir yürütmek film sırasında yapacağınız şeyler.

Başarılı yönetmen, David Fincher'in, izlediğim 4. filmi bu. Kendisi ve diğer filmlerini kıyasladığımda biraz daha alt sıralarda fakat, son yıllarda öyle çok aman aman filmler olmadığını da gözönünde bulundurursak, filmin çok başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Oyunculuklara gelecek olursam; kayıp kızımız Amy( Rosemund Pike), çok çok çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Gözünüzü alamayacak, hem oyununa hem de oyunculuğuna hayran kalacaksınız.

İyi ki uzun bir aradan sonra, sinemaya doğru bir seçimle dönüş yapmışım :) Genel anlamda çok başarılı bulduğum bir film izledim. Vizyondayken mutlaka izleyin...

Not: Görsel, internetten alıntıdır.


10 Şubat 2013 Pazar

Hobbit: Beklenmedik Yolculuk & Celal ve Ceren

Geçtiğimiz haftalarda, farklı günlerde gittiğimiz, fakat yorumlarını paylaşamadığım filmler hakkında fikirlerimi paylaşayım sizlerle. Öncelikle Hobbits...
Meşhur Yüzüklerin Efendisi serisi kitabını okuyan ya da filmlerini izleme fırsatını bulanların özellikle izlediği film, Bilbo Baggins'in gençlik dönemini konu alıyor. Baggins'in karşısına aniden çıkıveren Gandalf ve 13 maceracı cüce eşliğinde kayıp Cüce Krallığını geri almak için yolan çıkan Baggins, Orklar, Goblinler, büyücüler ve Warglarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Özellikle 3 boyutlu olarak büyük bir keyifle izlenecek olan filmde sahneler, animasyonlar çok başarılı. Müzikler de görseller de oyunculuklar da gayet doyurucu. Süresi itibariyle uzun olan filmi hala vizyondayken izleyin derim.
Ve Recep İvedik serisi mi? İyy, iğrennçç! diyerek uzunca bir süre serinin ilkini izlemediğim, arkadaşlarımın ısrarı sonucu gittiğim ve zaman içerisinde de davranışlarını kanıksadığım ve serinin diğer filmlerini de bilerek ve isteyerek izlediğim Şahan Gökbakar'ın "Celal ile Ceren" filmi...
Ben bu filmi izlerken accayip keyif aldım. Gayet samimi ve bizden 2 aşığın davranışlarını, konuşmalarını gayet güzel aktarmışlar filme. Sizde de olmuştur mutlaka, "burada ben de bunu söylerdim" , "ben de böyle davranırdım" cümleleri sık sık geçmiştir mutlaka aklınızdan. Recep İvedik serisiyle karşılaştırmak istemiyorum ama Celal karakteri biraz Recep İvedik'in biraz daha usturuplusu. Hatta bazı sahneler, "Felekten Bir Gece" filmini de andırmış, ortaya karışık birşey çıkış.Filmde, "Ceren" karakteri ise çok başarılı canlandırılmış. Çok eğlendiğim ve çok güldüğüm bir film oldu, filmin sonuna bakarsak büyük olasılıkla bunu da seri yapacak Şahan.

Dipnot: Afişler, internetten alıntıdır.


31 Ocak 2013 Perşembe

CM101MMXI FUNDAMENTALS

Son haftalarda hastane işleriyle çok haşır neşir olmuş ve 1 haftamı da hastanede yatarak geçirdiğimi burada anlatmıştım. O kadar sıkılmıştım ki, sevgili eşim bana daha fazla afakanlar basmasına izin vermedi ve beni bu akşam dışarı çıkardı.
Ankamall'de biraz gezindikten sonra Cem Yılmaz'ın stand-up gösterisinin sinema versiyonunu izledik.
Sevgili Cem'in eğlenceli tarzı, kendine has üslubu, rahatlığı, müthiş gözlem yeteneği, çenebazlığı ve hayata dair detayları o çok beğendiğim anlatım tarzıyla birleştirdiği gösteri-filmde beni gerçekten çok eğlendirdi. Özellikle 2. yarıda gülmekten karnıma ağrılar girdi  :))

Cem Yılmaz yani sonuçta, eğlenceli vakit geçirmek isteyenler, hala vizyondayken kaçırmayın derim ;)

Dipnot: Fotoğraf, internetten alıntıdır.

14 Aralık 2012 Cuma

Operasyon: Argo

Bu haftayı, daha çok kültürel faaliyetlere ayırmış gibi olduk özel tercihimiz olmadan :) Dün akşam da yine Ankamall'de yaklaşık 2 hafta önce vizyona girmiş olan Ben Affleck'in hem oynayıp hem de yönettiği Operasyon: Argo filmini izledik.
Konu itibariyle, daha önce sinemada işlenmemiş bir hikaye. 1979 yılında, İran şahının devrildiği o sıcak dönemde, militanların Amerikan Büyükelçilik binasına girerek, buradaki insanları rehin alması ve bu sırada militanların elinden kaçan 6 Amerikan vatandaşının Kanada büyükelçisinin evine sığınmasını anlatıyor. Asıl hikaye ise bundan sonra başlıyor. Akıl almaz bir planla CIA uzmanı olan Tony Mendez'in bu 6 kişiyi kurtarma sürecinin anlatıldığı bu film, özellikle 2. yarıdan itibaren müthiş bir heyecan ve aksiyon silsilesi içerisinde geçiyor. Konu ve süreç çok iyi işlenmiş, kahramanların yaşadıkları duygular, yüzlerine çok iyi yansıtılmış, olay örgüsünde herhangi bir kopukluk yok. Bunların yanısıra, her zaman olduğu gibi Amerika propagandası alttan alttan veriliyor. Olayın Türkiye'de geçen kısımlarında yine her Türkiye'de çekilen film gibi, Türkiye ve Türkler tam Ortadoğulu gibi gösterilmiş. Ve son olarak, İstanbul'da geçen sahnelerin birinde dış mekan olarak Sultanahmet Camii gösterildi ve cami içine girildiğinde Ayasofya'yı izledik.
Yine de herşeye rağmen adrenalini yüksek bir film izlemek isterseniz, hala vizyondayken bir görün derim...

12 Aralık 2012 Çarşamba

Uçuş

Dün akşam, eşimle birlikte uzun zamandır pek yapamadığımız bir aktiviteyi gerçekleştirmek üzere Ankamall'deydik. Şöyle keyifle izleyeceğimiz bir film olsun, madem uzun zaman sonra gidiyoruz diye düşündük ve vizyona geçtiğimiz hafta giren Denzel Washington'un başrolde olduğu "Uçuş" filminde karar kıldık.
Film; alkolik ve bağımlı bir pilotun, yine kötü hava şartları içerisinde üstüne üstlük alkollüyken yaptığı kaza ve sonrasını anlatıyor. Denzel Washington'un canlandırdığı Whip karakteri, tam anlamıyla sorumsuz, umursamaz, hayatta çok fazla başarı elde edememiş; fakat uçuş konusunda muhteşem sayılabilecek bir pilot. Zaten bu yüzden de 102 kişinin bulunduğu uçak kazasında sadece 6 kişi ölüyor. Ve bu kaza sonucu kahraman pilotumuzu aklamak üzere verilen mücadele ve buna karşılık Whip'in davranışları filmin gidişatını büyük ölçüde etkiliyor.
Süre olarak uzun sayılabilecek bir film ve oyunculuklar gayet başarılı. Olay örgüsü Whip karakteri üzerinde yoğunlaşmış, fakat yan karakterler de bayağı yüksek performans sergiliyorlar. Yalnız, dikkatimi çeken tek nokta, filmi izlerken müziğin kulağıma gelmemesi oldu. Tabii ki müzik vardı, ama filmle bütünleşememiş, dolayısıyla eksik ya da yarım kalmış gibiydi.
Özellikle de kış döneminde en çok yaptığımız aktivitelerden biri olan sinemaya gitmek için film arayışındaysanız, bu filmi izleyebilirsiniz.

*Dipnot: Afiş, internetten alıntıdır.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Çanakkale 1915

Vizyona girdiği perşembe akşamı, eşim ve arkadaşlarımla birlikte izledik filmi, fakat ben ancak yazabiliyorum.
Turgut Özakman'ın kitabından esinlenerek senaryolaştırılan filmin konusu hakkında birşey söylememe gerek yok sanırım.
Film, başlarda gereğinden fazla donuk, ancak ilk yarım saatin ardından kendini büyük bir merak, heyecan, coşku ve üzüntüyle izlettirmeyi başarıyor.
Henüz izlemeyenler ve merak edenler için hemen belirteyim; film, daha çok belgesel tadında. 2 saatten uzun sürmesine rağmen o destanı anlatmak için süre tabii ki yetersiz. Bunun dezavantajını da filmin biraz kopuk sahnelerle ilerlemesinde rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu da, Çanakkale Savaşı hakkında detaylı bilgiye sahip olmayanların, izlerken sahneleri zaman zaman anlayamamasına, "oradan oraya nasıl geldi" ya da "bu da nereden çıktı" sorularını sormasına yol açabilir. O nedenle keşke, ara ara filmde altyazı şeklinde kısa bir açıklama geçseydi diyorum. Hem, bu sayede film, çok daha rahat izlenebilirdi.
Bunun dışında, kostümler çok başarılıydı. Müzikler ise enfes. Beni derinden etkileyen 3 sahnesi vardı filmin. O kadar gerçekçi, o kadar yaşanarak çekilmişti ki sahneler, resmen kanım çekildi.
Mutlaka izleyin, vizyondayken kaçırmayın derim...




*Dipnot: Afiş, internetten alıntıdır.


22 Haziran 2012 Cuma

Karanlık Gölgeler

Geçtiğimiz akşam, arkadaşlarımızla birlikte hayranı olduğum Johnny Depp'in de rol aldığı "Karanlık Gölgeler" filmini izledik.

Film, 1700'lü yıllarda, anne ve babası yeni bir hayata başlamak üzere yeni bir şehre göç eden Barnabas Collins'in yaşadığı kısa süreli aşkın ardından türlü felaketlerle karşılaşması ve ardından, peşini bırakmayan eski sevgilisinin lanetine uğrayarak vampire dönüşmesini, yüzyıllarca bir tabutun içine hapsolduktan sonra bir şekilde tabuttan çıkıp evine ve o dönemde yaşayan akrabalarına ulaşma sürecini anlatıyor.
Oyuncuların çok başarılı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Zaten filmin yönetmeni Tim Burton'un, artık neredeyse her filminde oynayan karısı Helena Bonham Carter ve Johnny Depp'in yanısıra Michelle Pfeiffer ve Eva Green gibi çok başarılı aktrisler de filmde yer alıyor. Film, gözünü kırpmadan izletiyor kendini. Oyuncular, mekanlar, müzik, kostümler, konular, olay örgüsü ve kurgu hepsi içiçe geçmiş bir şekilde izleyiciyi kendisine bağlıyor. Hiçbir yerinde sıkılmıyor hatta eğleniyorsunuz. Ta ki, sonuna kadar. Filmin, finale yakın sahnelerindeyse gereksiz replik, sahne ve bölümlerle bezeli. Hatta bazı sahneleri için "ne gerek vardı" ya da "neden böyle oldu ki" soruları dolaşıyor zihninizde.
Kısaca, çok güzel ve eğlenceli bir filmken sonunu dikkate almayayım, ben öylesine eğlenmeye gideyim diyorsanız kaçırmayın derim.

*Afiş, internetten alıntıdır.

19 Şubat 2012 Pazar

Sürücü

Devam eden soğukların da etkisiyle sosyal aktivitelerimiz sinema oldu son günlerde. Bir de vizyonda gayet başarılı filmleri görünce büyük bir keyifle sinemaların yolunu tutuyoruz.
Sevdiğim aktörlerden olan Ryan Gossling'in filminin vizyona girdiğini görünce arayı çok uzatmadan izleyelim dedik.
Film, dublörlük yapan ve çok iyi araba kullandığı için ayrıca geceleri soygunlara da katılan bir sürücünün, komşusu Irene'in hapiste olan kocasına yardım etmeye karar vermesiyle tüm hayatını değiştirecek olan  bir maceranın öyküsünü aktarıyor bizlere.
 Doğrusu, konusu beni pek cezbetmese de çok başarılı bulduğum Ryan Gossling'i üstün performansıyla filmde izlemek bana büyük keyif verdi. Aktörün, sessiz ama çok şey anlatan ifadesine tabiri caizse bayılıyorum. "Buzun altındaki ateş" ifadesi tam da Ryan'a göre bence ve müthiş derecede yakışıyor yüzüne bu ifade. Aktörün "Not Defteri" adlı filmini izlemeyenler çok şey kaçırmışlar bence.

16 Şubat 2012 Perşembe

Savaş Atı

Son zamanlarda eşimle sık sık sinemaya gider olduk. Sinema bizim için büyük bir keyif ve özellikle de soğuk kış günlerinde yapılabilecek en güzel aktivitelerden biri.
1. Dünya Savaşı döneminde İngiltere'de geçen film, çiftlikte yaşayan Albert ile O'nun evcilleştirdiği atı Joey'in öyküsünü anlatıyor. Savaş döneminde Joey'in orduya satılmasının ardından ayrılmak zorunda kalan iki arkadaşın yolları yine savaş sırasında kesişiyor.
 Her ne kadar savaş filmiymiş gibi gözükse de aslında film; Steven Spielberg'in ustalıkla anlattığı bir dostluk, bir yol hikayesi. Film, süresi 2,5 saat gibi uzun süreli olmasına rağmen her karesiyle resmen akıyor. Sıkılmadan izleyebileceğiniz, özellikle birkaç sahnesinde kalakalacağınız, tüm duygu yoğunluğunu içinizde hissettiren bir film olmuş.

Dipnot: Afiş, internetten alıntıdır.