Bak Bakalım Blogumda Var mı?

24 Haziran 2011 Cuma

İspanya Gezisi- 4.Gün: Sevilla

Endülüs gezimizin son durağı olan Sevilla'dayız. Turumuza halen İspanya Kraliyet mensuplarının ara ara gelerek resmi tören yaptıkları ya da diğer ülke temsilcilerini kabul ettikleri yere; Plaza de Espana'ya gidiyoruz. Açıkçası bu kadar muhteşem bir yapı ve dizaynla karşılaşacağımı beklemiyordum.

Aşağıda gördüğünüz tüm seramikler ve çiniler dinlenme bölümünde mevcut. Ayrıca, duvarın sırt tarafında görünen her resim farklı bir anlatım içeriyor. Yerdeki haritalar da diğerlerinden farklı. 


Banklar bile seramik ve çiniyle kaplı. 

Kamu binalarının güzelliklerine bakar mısınız?



İspanyollar için çok önemli bir yönetici olan Kraliçe İsabella'ya ithaf edilen anıtı geçtikten sonra istikametimiz Yahudi Mahallesi.
İspanya'da özellikle Endülüs'te her yer portakal ve malta eriği(yenidünya) ağaçlarıyla dolu. "Santa Cruz" olarak adlandırılan bu Yahudi Mahallesi Flamenko'nun doğduğu yer olarak kabul ediliyor.
Meşhuuur Don Juan'la tanışmak isteyen? Yahudi Mahallesi girişinde.
Ardından yine Endülüs'ün meşhur dar sokakları arasından geçerek önce bir barda sangrialarımızı yudumluyoruz, ardından biraz alışveriş yapıyoruz ve gruptan ayrılıyoruz. Bizim keşfedecek yerimiz çok ;)
Bundan sonra biz yürüyerek şehri keşfe çıkıyoruz. Öncelikle şehri ikiye bölen ve gözetleme amaçlı kullanılan, şimdi ise Denizcilik Müzesi haline gelen, Guadalquvir nehrinin hemen yanıbaşındaki Torre Del Oro(Altın Kule). Bu Altın Kule'nin, İspanyollar ve özellikle de Sevilla için bir diğer önemi de Cristof Colomb'un Amerika'nın keşfine buradan; Altın Kule'den yola çıkmış olması.
Dilerseniz bu kulenin önünde park eden küçük şehir turları yapabileceğiniz ve çeşitli anıtları görebileceğiniz gezi otobüslerine binebilir; ya da yine buradaki iskeleden tekne turu yapabilirsiniz. (Budapeştede'ki Tuna Nehri turu ile Venedik'te yaptığımız gondol turu kadar güzel olamayacağını düşündüğümüz için biz tercih etmedik.) Ardından karnımızı doyurmak için Altın Kule'nin hemen karşısındaki Mc Donalds'a gittik. Mmmmm... Özlediğim lezzet.
Ardından, eskiden boğa güreşlerinin yapıldığı, ancak şimdi müzeye dönüştürülmüş olan (Plaza Del Toros)Taurino Müzesi'ne geçtik. Burada 20'şer dakika arayla bilet alan kişileri grup halinde içeri alıyorlar, müze görevlisi İngilizce olarak arena hakkında bilgi veriyor ve ardından müzeyi gezerek ziyareti tamamlıyorsunuz. Bu arada Arena'ya girmek yasak.


Biraz Sevilla ve halkından bahsedeyim. Diğer Endülüs şehirleriyle karşılaştıracak olursak, en canlı ve en neşeli şehir burası. Halkı ise gerçekten çok kibar ve eğlenceye düşkün. Şehir, yeme-içme, konaklama ve alışveriş içinse diğer şehirlere nazaran pahalı. Flamenko izleyecekseniz kesinlikle burada ve özellikle de "Casa Patas" ta izlemelisiniz. Önceden rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin. Temmuz ve Ağustos aylarında bu şehir müthiş sıcak oluyormuş, dikkatli olun. Zira biz 1 Haziran'da oradaydık ve resmen kavruldum.
Yeme-içme ile ilgili olarak tavsiyem; tapasları esas burada hem de bol çeşitlisinden deneyin ya da Sevilla'ya özgü "külahta balık" yiyin. Böylelikle bir taraftan gezerken bir taraftan da karnınızı doyurmuş da olursunuz. İçki olarak da Sevilla'nın milli içkisi Vino del Narantja(Orange Vine)'yı öneririm. Yalnız, bunu başka şehirlerde sormayın, portakal suyu zannediyorlar :)
Sırada dünyanın 3. büyük katedrali Sevilla Katedrali'nde. Burası da önceden camiymiş. Çok görkemli bir katedral ve mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bu katedrali bir diğer önemli yanı da Cristof Colomb'un mezarının bu katedralin içinde olması.


Katedralin hemen bitişiğinde yer alan Giralda Kulesi. Kuleye çıkışı yürüyerek yapmalısınız, çünkü içeride asansör yok. İyi haber ise basamağın olmaması. Çıkışı kule içerisinde yer alan rampalar aracılığıyla yapıyorsunuz. Bu kule de önceden minare imiş ama daha sonra yapılan eklemelerle birlikte burası kuleye çevrilmiş. Buradan, faytonlarla eski şehir meydanını turlayabilirsiniz.
Bu kulenin tam karşısında Alcazar Sarayı yer alıyor. Burası, Kraliyet Sarayı ve harika salonları, duvar-yer-tavan işlemeleri, cennet köşesi gibi görünen bahçeleriyle yapımı sadece 2 yılda tamamlanmış muhteşem bir saray. El Hamra Sarayı ile yarışacak düzeyde.






Sizi bir de bahçeye alayım...






Ya bu ziyaretçilerin arasında özgürce dolaşan tavuskuşuna ne demeli?
Yaklaşık 3 saatlik saray gezisi yeterince yoruyor ama sarayın bahçesinde dinlenmek, gezmek, fıskiyeli havuzu görmek resmen dinçleştiriyor bizi.

Yarın, Madrid'e uzanıyoruz.

























1 yorum:

  1. Süper yerler canım ya inşallah romanlarda okuduğum gibi banada kısmet olur buraları gezmek harika fotoğraflar çekmişin ellerine sağlık

    YanıtlaSil

Adsız yorumlar yayınlanmayacaktır, teşekkürler...

Yazılarım E-mailinize Gelsin ;)